Çocuklarda Kaygı (Anksiyete) Bozukluğu ve Çözüm Yolları

Çocuklarda Kaygı (Anksiyete) Bozukluğu ve Çözüm Yolları

Anne-babalar sık sık çocuklarının kaygılarından dert yanarlar. Kimi zaman yaşam kaygısı, kimi zaman eğitim kaygısı ve kimi zaman da başarısızlık kaygısı; ebeveynlerin en çok yakındıkları kaygı türlerindendir.

Anksiyete bozukluğu da denilen çocuklarda kaygı problemi; ayrılık kaygısı, sosyal kaygı, yaygın kaygı ve özgül fobiler şeklinde görülmektedir. Her 8-10 çocuktan 1’inde görülme olasılığı olan kaygı bozukluğu, toplumsal bir tehdit olarak görülmelidir.

 

Peki, kaygı bozukluğu nedir?

 

Kaygı, korku ile ilişkili olan bir duygudur. Aslında her kaygının altında yatan temel bir korku vardır. Korku ise bireyin dış sistemi algılayıp özümsemesi için doğuştan getirmiş olduğu mutlak bir duygudur. Dolayısıyla gerekli ve hayati bir fonksiyonu vardır.

 

Fakat nesnelerden ve çeşitli ögelerden korkmak, genellikle yaşamsal dönemlerde kazanılan tecrübelerdir. Beynimiz, bize zarar vermeye potansiyel bir tehdit olan durum, şart ve ögeleri kodlayarak, daha sonraki algılamalarda korku tepkisini gösterir.

 

Dolayısıyla kaygı bozukluğu yaşayan çocukların, geçmiş yaşamlarında korku deneyimleri göz önünde bulundurulmalıdır.

 

Dünyada hiçbir canlının yavrusu, yeni doğan bir bebek kadar korunmaya ve bakıma muhtaç değildir. Yeni doğan bir bebek, ne balık gibi yüzebilir, ne bir tay gibi yürüyebilir, ne de bir kuş gibi kısa bir süre sonra uçabilir… O, uzunca bir süre bakıma, korunmaya ve yaşama katılabilmesi için eğitime muhtaç hisseder.

 

Bu gibi süreçleri yaşamak zorunda olan bir çocuğun, ilk sosyal çevresinden gelen olumlu veya olumsuz davranışlar ile geleceği şekillenir. Yani bir nevi ilk sosyal çevre, bireyin kaderini belirlemektedir.

 

Tekrar etmeliyim ki, kaygı bozukluklarına neden olan korkular bireyin çocukluk yaşantılarından alınır.

 

Yeni doğmuş bir bebeğin tüm ilişkisi annesiyledir. Bebek, belki de hiçbir yetişkinin ulaşamayacağı derinlikte bir sezgi gücüne sahiptir. Dolayısıyla her ne kadar görünürde sevecen de olsa, annesinin kendisine karşı olan tutumunun içten mi yoksa zorlama mı olduğunu kolaylıkla hisseder.

 

İlk bakışta bir bebeğin temel ihtiyaçları açlık, temizlik ve soğukluktur, fakat yaşamın birinci evresinde insanın çevresine karşı geliştirdiği bağlanmanın niteliği, duygularının temelini alır. Çocuk gelişiminin birinci dönemi olan bağlanma, güvenli bir şekilde sağlanmazsa, duygusal sıkıntıların ortaya çıkma ihtimali yükselir.

 

Ve şunu da hemen belirtmeliyim ki; duygularımız, fazlasıyla bulaşıcı bir yapıyı sahiptirler. Yani bulaşıcı bir hastalık gibi bireyden bireye sirayet edebilirler.

 

Buraya kadar kısaca temel kavramlardan söz ettik, bundan sonra ise kaygı bozukluğuna neden olabilecek yaşam tecrübelerine işaret edeceğiz.

 

  • Bireyin ilk ilişkisinin tamamen annesiyle olmasından dolayı, öncelikle bu nokta üzerinde durmalıyız.

 

  • Bebekte temel güven duygusunun oluşmasını engelleyen en önemli etmen, kaygılı annedir.  Kaygılı anne, aslında yetişkin yaşamının sorumluluklarını üstlenebilecek bir yeterliliğe sahip değildir. Dolayısıyla anneliğe de yeterince hazır değildir. Böyle bir anne pekâlâ, paniğe kapılacak ve kaygılarının çocuğa bulaşmasına neden olacaktır. Daha önce de belirttiğimiz gibi, duygularımız bulaşıcı bir özelliğe sahiptirler.

 

  • Yine temel güven duygusunun oluşumunda annenin tutarlılığı çok önemlidir. Bebeğin ihtiyaçlarını karşılamakta belli bir düzene uyum sağlamayan anne, bebekte ihtiyaçlarının karşılanmayacağı hissini oluşturabilir. Böyle bir his güveni zedeler ve süreklilik gösterirse kaygıya sebep olur.

 

  • İlk çocukluk dönemlerinde rol alan anne-baba, öğretmen, yakın akraba ve akranlarla kurulan ilişkiler de güvenli bağlanma ve uyum sürecinde önemli etkilere sahiptirler. Eğer anne-baba başta olmak üzere, bu çevrelerde reddedici ve itici bir tutum ile karşılaşırsa çocuklar, ilerleyen dönemlerde bu ilişkilerin yıkıcı etkilerini üzerlerinde hissedeceklerdir.

 

  • Aslında anne-baba vb. otoritelerin kültürümüzde doğru bildikleri yanlışlar vardır; çocuklar hata yaptıklarında verilen tepkiler… Ben bunu daha önce ayrı başlıklar olarak ele almıştım (bkz. çocuklar hata yaptıklarında...). Kısaca değinmek gerekirse; çocuklar hata yaparak doğruya ulaşır ve yaşama katılabilirler. Dolayısıyla çocuklarda en normal davranışlardan biri de hata yapmaktır. Hata yapan çocuğa yol göstermeli yani doğru bir rehberlik yapmalıyız. Fakat bazen bazı hatalara, kalıcı hasarlara sebep olan tepkiler verilebilmektedir. Bağırma, utandırma veya aşırı üzerine düşme gibi tepkiler bir tür şiddettir ve vurmaktan daha kalıcı hasara sebep olabilmektedirler. Anne-babaların bu gibi tepkileri karşısında çocuklarının içine düşmüş bulundukları ruhsal durumu bilmeleri ve düşünmeleri gerekir. Sık sık bu gibi yıpratıcı tepkilerle karşılaşan bir çocuk hata yapmaya karşı aşırı bir hassasiyet geliştirerek, çeşitli özgül kaygı bozuklukları yaşayacaktır.

 

  • Bazı anne-babalar ise iyi niyetlerinden doğan büyük hatalar yapmaktadırlar: Dış dünyayı büyük bir tehdit olarak görme. Bu durumda anne-babaların yoğun öğüt ve istekleri, çocukta düşman bir dünya içinde yaşadığı algısı oluşturacak ve bunun neticesinde dışarıya karşı gereksiz hassasiyetler oluşacaktır. Dış dünyadan kötülük beklentisi, çevreye karşı düşmanca duyguların gelişmesine neden olur. Kaygılı insanların kendilerini yeteneksiz ve yetersiz bulmalarının altında yatan temel sebep de budur.

 

  • Aşırı koruyucu ebeveyn türü, çocuklarını gelebilecek her türlü tehlikeye karşı korumaya yönelik savunma halindedir. Bu savunma hali, çocuklarda bir şartlanma meydana getirecektir. Dolayısıyla dış savunmaya bağımlı hale gelen çocuk, anne-baba yokluğunda çaresiz hissedecektir. Bu tür durumlar ise ayrılık kaygısına sebep olur.

 

 

Kaygılara Eşlik Eden Çaresizlik Hissi

 

Kaygılara eşlik eden en önemli his çaresizliktir. Çaresizlik ise baş edemeyeceğimizi düşündüğümüz durumlarda ortaya çıkar. Yani her insanın yaşayabileceği bir histir. Fakat kaygılı çocuklarda görüldüğü üzere çaresizlik, normalden daha yoğun ve daha baskın olarak hissedilmektedir. Bu ise çeşitli bedensel tepkilere sebep olabilmektedir. Konu anlatırken, sınavlara girerken, okula giderken, anne-babasından ayrılırken, hatta bazen evden dışarı çıkarken hissedilebilen çaresizlik hissi, derin kaygılara sebep ol-maktadır.

 

En önemlisi de çaresiz hisseden çaresiz hissettirerek, toplumsal bir tehdit haline gelebilir.

 

Peki, Ne Yapmalı?

  • Çocuklarda kaygı bozukluğunun önüne geçmek için, ebeveynlerin kendilerini tanımaları ve gereksiz korkulara sebep olacak tepkilerden sakınmaları gerekir. Ebeveyn, bireyin yaşamını etkileyen en önemli etmendir. Dolayısıyla doğru rehberlik için her ebeveynin kendini tanıması şarttır.

 

  • Kaygılardan kurtulmanın en temel yolu, kişinin kendi varlığını kabullenmesi ve duygularını tanımasıdır. Birçoğumuz duygularımızı tanımıyoruz ve kendimize yabancılaşmış durumdayız. Anne-babalar, çocukların kendi duygularını tanımaları için onlara rehber olmaları ve zaman tanımaları gerekir.

 

  • Yaşam dediğimiz birçok döneme ve olaya gebe uzun bir yolculuktur. Bu yolculuğun asıllarından biri ise hatalardır. Hayatta her istediğimizi elde edemeyiz. Çocuklarda görülen kaygıların temelinde yatan bir faktör de başarısızlık korkusudur. Aslında başarısızlık olgusunun bir dersten ibaret olduğu gerçeğini ebeveynin kabullenmesi ve bu şekilde çocuğuna rehberlik etmeleri elzemdir.

 

  • Her insanın çeşitli sorumlulukları vardır ve bu sorumluluklar bireysel olarak üstlenilmelidir. Ebeveynlerin, çocuklarının özgül sorumluluklarını üstlenmeleri hatadır. Kaygılardan kurtulmak, her bireyin kendi sorumluluklarını bilmesi ve üstlenmesiyle mümkündür.

 

  • Bireyin hayatını düzene sokması, dengeli beslenip az da olsa spor yapması, uyku ve yaşam döngüsüne dikkat etmesi ise her zaman en önemli ihtiyaçlardan biridir. Kaygı bozukluklarında da bu düzene riayet edilmelidir.

 

Bütün bu gibi faktörlerin her biri süreç gerektirir ve bir anda olabilecek değildir. Bu önemli ayrıntıyı bilerek ve sabrederek, çeşitli uygulamalar ve bitkisel destekler ile kaygılardan kurtulmak gayet kolaydır. Ebeveynlerin, “yumurtadan çıktım uçtum” tavrından kurtulmaları gerekir. Bu tavır, süreç ve sonuç açısından riskler taşıdığı için bir tür tehdittir.

 

Biz, derin bir düşünce kültürünün ürünüyüz. Kadim zenginliklerimize sırt dönmek yerine, bu öğretilerden faydalanmalı ve önümüze ışık tutmalıyız.  İşte o öğretilerden biri de şudur:

 

Unutmamak gerekir ki; sabır, kurtuluşun anahtarıdır.


ÖNERİ: KAYGI BOZUKLUĞU VE YAŞAM MÜCADELEMİZ

 

Psikolog Kadir Özsöz

instagram


ilginizi çekebilir: 



Bilge Değişim

Bu makale için henüz yorum yok.

Yorum yazın

Email adresiniz yayınlanmayacaktır.