Korku Kültürü ve Biz

Korku Kültürü ve Biz

Korku, insanın vazgeçilmez bir duygusudur. Yokluğu veya baskınlığı başa bela... Peki korku, toplumun genelinde hisssedilirse ne olur? İşte toplumda hissedilen korkunun oluşturduğu psikolojik ortam...

İstiklal Marşı’nın neden “Korkma!” diyerek başladığını hiç düşündünüz mü? Nedeni hitabından kolaylıkla anlaşılıyor; çünkü toplum olarak korkuyorduk.


O günlerden bu yana hiç azalmadı korkularımız.


İnsana eşlik eden gerekli bir duygudur korku. Fakat denge sağlanmadığı takdirde kötü sonuçlar doğurabiliyor. Mesela korkunun hissedilmemesi durumunda tehlikeleri sezememe ve önlem alamama gibi riskler çıkar ortaya. Daha yoğun hissedilen durumlarda ise kaygı ve endişenin eşlik ettiği bir hastalık(!).


Korkunun yoğun hissedildiği toplumlarda hâkim olan kültüre, sosyal psikoloji literatüründe korku kültürü denir. Bu gibi kültürlerde gelişmekte olan çocuklara korku öğretilir. Ve her birey korkarak katılır topluma. 


Yoğun geçen bir günün ardından kumandayı elinize alıp şöyle bir haberleri izlemek istediğinizde, maalesef karşınıza sizde korku uyandıracak birçok vaka çıkacaktır. Kaçırılma, gasp, istismar, şiddet, cinayet ve daha neler neler…


Korku yoğun olarak hissedildiğinde kaygı ve endişe uyandırır. Psikolojik temelli bir kapan haline gelir. Sınırlar çizer ve hedefler tayin eder. Bireyi hapseder kaygılarına. Yenilgi yenilgi büyütür kendini. Genellikle bireysel bir olaydır ama toplumsallaşma olasılığı yüksektir. Her kuruma sirayet edebilir. Siyasi düzlemde tehdit saçan bir lider, toplumu korku kapanına kıstırır. Kulak çeken öğretmen endişeye boğar sınıfı. Kaçırır huzur yellerini ofisten, asık suratlı, öfke dolu bir patron. Her yerde gösterir kendini korku; evde, okulda, sokakta… Terör kasırgalarının sıcaklığında yoğunlaşır iyice. Bir sinek vızıltısı bile yürek ürpertir…



İnsan beyninde ortak bir ideal oluşturulmazsa beynin her bir bölgesi farklı çalışır. İşte bu gibi durumlarda şizofreni çıkar ortaya. Yani şizofreni beyin dağınıklığıdır aslında. Korkular da insanda şizofrenik dağılmaya sebep olur. Toplumlarda da öyle…


Sevdiğinin yok edileceği, zehirleneceği korkusu, çocuğuna zarar verileceği endişesi insanı çıldırtma ve aklını kaybetme aşamasına getirebilir. 


Korku duygusu yoğun olarak hissedildiğinde, hormonal salgılanımlarda değişiklikler meydana gelir. Beyin, savunma ve korunmaya yönelik zihinsel şartlanmalar geliştirir. Dolayısıyla korku kültüründe güven ortamı oluşmaz.


Hissedilen duygularının yoğunluğuna göre değişir hayat dengemiz. Mesela ne güzel atasözlerimiz vardır ve anlayış dolu kelimelerimiz vardır. Çünkü komşuluk ilişkilerinin gelişmesinde sevgi önemli bir rol oynardı.


Birçok farklı kültürel çevrede yaşadım, özellikle öğrenci iken. Bizlere anlatılagelen komşuluk ilişkilerinden ne çok şey kaybettiğimizi gördüm. Çünkü bizi buna iten korkular ile yaşıyoruz. 


Mesela korkudan farklı olarak sevgi, beyinde yenilik arama davranışına yönelik zihinsel şartlanmalar geliştirir. Ve en önemlisi de güven hissini doğurur. 


Korku gereksiz bir duygu değildir, yukarıda da belirttiğim gibi gerekli ve önemli bir duygudur. Fakat dengede tutulduğunda. Abartıldığında ise hastalık haline gelir. 


Arzu ve isteklerimizin belirlenmesi ve hedef haline gelmesi, yaşam kalitemiz, başarılarımız ve mutluluklarımız açısında önemli bir adımdır. Öğretilen ve içselleştirilen baskın duygu korku olunca bütün bu hedefler ile aramıza uçurumlar girer.


Tıpkı George Adair’in dediği gibi: “İstediğimiz her şey korkunun diğer tarafındadır.



Psikolog Kadir Özsöz

instagram


ilginizi çekebilir:




Bilge Değişim

2 Yorum

  • Serhat S.

    "Arzu ve isteklerimizin belirlenmesi ve hedef haline gelmesi, yaşam kalitemiz, başarılarımız ve mutluluklarımız açısında önemli bir adımdır." 👏👏👏

  • Nezaket A

    Korku Kültürü üzerinde çokça durulması ve konuşulması gerekilen çok önemli bir konu!

Yorum yazın

Email adresiniz yayınlanmayacaktır.